poyrazkoy34

  • 9/1/2009 - GİDİYORUMMMMMMMMMMMMMM



  • Can dostlarım,

    Ülkemiz son günlerde büyük bir kaos yaşıyor, biliyorsunuz. Bu kaos her geçen gün biraz daha ivme kazanıp ülkemizi ayakta tutan değerlerimizi bir vakum gibi içine çekmeye çalışırken, tanrıdan sonra tabumuz olan değerlerimiz sinsi bir planla ortadan kaldırılmak istenirken, bizim burada aşk şiirleri yazmamız ya da yüklemsiz cümlelerle denemeler yazmamız olanaksız elbette. Bu benim için lüks olur açıkçası.

    Bu sebeple ülkemizde taşlar yerine oturuncaya kadar bana müsade.Belki bulunduğumuz platformlarda ülkemizin bize ihtiyacı vardır, kimbilir? Bu hiçbir zaman sizleri terk ettiğim anlamına gelmez. Zira sizleri çok seviyorum. Fırsat bulduğum her an sayfanıza baskın yapabilirim. Bazı dostlarımda e-mail adresim var.Özel not bırakmak isteyenler için yorum penceremi açık bırakıyorum ve gidiyorum canlarımmmmmmmmmmm

     

    Tekrar görüşünceye dek kendinize cici bakın, sizleri çok özliycem bilesiniz.


    Yorum ( 10 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 6/1/2009 - BEN UMUTLUYUM





  • İki haftayı aşan uzun bir tatilden sonra yoğun bir çalışma temposu içinde bulduk kendimizi. Devamında yeni yıl imdadımıza yetişti doğrusunu söylemek gerekirse. Ancak biz toplum olarak tatil günlerini fırsat bilip,  hareket tempomuzu daha da yükseltir, biraz daha yorgun düşürürüz bünyemizi. Ne var ki bizde tatil bol olduğu için bir sonraki tatil günleri yetişiyor tekrar imdadımıza. Küresel ısınma dedik, küresel kriz dedik, şu veya bu şekilde hayat devam ediyor ama bir de son günlerde görsel medyaya yansıyan, hepimizin yüreği kanayarak izlediğimiz haberler olmasa.

    Çok acı bir haberle uyandık yeni yılın ilk sabahına. Yedi gencecik umudumuz geri kalmışlığımıza, ortaçağ zihniyetimize kurban gitti. Din ile işini karıştıran din bezirganlarının, sahte Cuma’cıların, işinde ehil olmayanların cehline kurban gitti. Hiçbir Avrupa ülkesinde böyle bir olaya rastlayamazsınız. Zira hepsinin tedbiri önce insan felsefesi ile yetkili birimler tarafından alınır. Gazetecilerin sorularını cumaya gideceğim diye cevaplamayan genel müdür istifa etti ama, kısa zaman sonra daha iyi bir konumda işe alınır bilesiniz.


    Yeni yıla büyük umutlarla gireceğimizi planlarken emperyalizmin maşası siyonizm kan gölüne çevirdi Gazze’yi. Daha da kötüsü tüm dünyanın bu insanlık dramını sadece uzaktan seyretmesi. Efendim İsrail kendi güvenliğini sağlıyormuş. Sanırım bütün dünya siyonizmin attığı kan kusan fosforlu misket bombalarını etrafı da aydınlattıkları için havai fişek zannettiler. Gazze li çocukların, masum insanların yeni yıllarını kutlamak için atıldığını zannettiler.

     1915 tehcirinde, Ermeni’lere, bizi soykırım yapmakla suçlayan Amerika ve AB ülkeleri bitmez tükenmez bu savaşın acı bilançosunu biliyorlar mı acaba? Ya Çanakkale de itilaf devletlerini ülkemize sokmamak için verdiğimiz 253 000 (bir o kadar da kayıp ve yaralı) şehidimize ne diyecekler. Afganistan, Irak, Kafkasya’yı hangi sepete koyuyorlar bilmem ki? İkiyüzlülerrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr

    Pazar günü öğle saatlerinde gözyaşları içinde Gazze’deki insanlık dramını izlemeye yüreğim daha fazla dayanamadı. Bir başka kanala zapladım tv yi. Berlin Flarmoni Orkestrası’ nın yeni yıl akşamı verdiği konseri veriyordu kanal. 34 yıl orkestraya şeflik yapmış Herbert Von Carajan gitmiş, yerine ak saçlı Johan Adams sallıyordu şef çubuğunu. Bolero ve  La Mer di çalınan parça. Onlarca insan yüzlerce parmak geziniyordu akortlu tellerde. Ama ahşap bir top vardı ki ahşap bir zemine vuran; sanki her tak sesinde içimde, Gazze’de, kör bir kurşunla, bir çocuk, bir masum ölüyordu.

    Türkiye Cumhuriyeti Atatürkçü düşünce ekseninde yeniden gücünü ve bağımsızlığını kazanıp masaya yumruğunu vurmadıkça Ortadoğu’ ya ve bölgemize barış ve refah gelmez biliyorum. Aslında tarihten feyz alacağımız iki örnek de var önümüzde. Çanakkale ve Kurtuluş Şavaşı.

    O ruh yeniden topluma ve yönetime mazhar olur mu ? Bilmem kiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii

     Ben Umutluyum…

    Temennim Nazım Hikmet'in 58  yıl sonra iade-i  itibarı buna başlangıç oLsun.





    Yorum ( 2 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 22/12/2008 - TATİL GÜZELDİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİ



  • barbie

    Geçtiğimiz günlerde sayın Başbakanımız ülkemizin falına bakmış, inşallah küresel kriz Türkiye’ye teğet geçecek, hatta bu krizi fırsat olarak değerlendirebiliriz demişti, hatırlarsınız. Küresel krizin, Türkiye’nin neresinden girip neresinden çıktığını söylemeye terbiyem müsaade etmiyor inanın. Hatta sayın başbakanımız bu krizin sinir bozmak için kasten yaratıldığını da söyledi. Ne kadar isabetli bir tesbit yaptı Başbakanımız.Tam bu cümleyi kullandığı gün Ankara ve İzmir'de krizle birlikte borç batağına saplanan iki iş adamımız şakaklarına birer kurşun sıkıp, şerefimle yaşadım, şerefimle ölüyorum diye mektup bırakıp, hayata veda ettiler. Sayın Başbakanımızın fırsat olarak değerlendirdiğini gece-gündüz dağıtılan erzak, para ve kömür çuvallarından anlıyoruz elbette. Niye yalan söyleyeyim, bende fırsat olarak değerlendirip uzunca bir tatile çıktım dostlarım. Seyahate çıkmadan önce yaşadığım o küçük koydan İstanbul’a indim, yollar bomboştu bayram öncesi. Birkaç bankaya uğradım, bankalar bomboştu. İstanbulluların tatile erken başladığını düşündüm. Bayramı güneydeki bir sahil şeridinde  geçirdim. Sonra Ege sahiline indim. Bir süre de orada kalıp İzmir’e geldim. Orada da Crowne Plaza da bir düğüne katıldım. İzmir’i ve İzmirli dostlarımı özlemişim, birkaç gün de İzmir de kaldım. Velhasıl dostlarım iki haftayı birazcık geçti benim kriz fırsatı tatilim.

     

    Seyahate çıkarken leptopumu almadım. İzmir’e gelinceye kadar aldığım karar gereğince ne gazete okudum, ne de tv izledim. Zira bu tatile ve kafamı dinlemeye çok ihtiyacım vardı. Ancak duyarlı insan olmanın erdemi, ülkene ve ülkende yaşananlara kayıtsız kalma lüksü tanımaz hiçbir zaman. Belki de büyük şehrin havasından olacak İzmir’de başladım tv deki haberleri izlemeye, aman Allah’ım. Hotelin lobisinde kahvemi yudumlarken gazetelerin başlıklarını dolandım öylesine, içler acısı. Bu ülke, bu halk bunları hak ediyor mu sorusunu sormadan edemedim kendime.

     

    Gazetelerde silahlı çatışmalar, ölenler, öldürülenler, bayramdaki yol kurbanları, kan ve gözyaşı. Bedava dağıtılan ucuz kömürler ve nefes alınamayacak hale gelen büyük şehirler. TV ekranlarında, sözde aydınların Ermeni’ler den özür kampanyası, gay tartışmaları ve güya islamcı bir kadın yazardan gay olanlara hidayete erdirme önerileri,  hac’dan dönen eski bir gay’ın salyasını akıta akıta nasıl hidayete erdiğinin panoraması, Ankara Belediye Başkanı Melih gökçek’in Ankara halkını nasıl soyduğu ve Melih Gökçek’in patlayan balonları.

     

    Geçtiğimiz yıllarda Soner Yalçın’ın ‘’Efendi’’ romanını okuyup şoke olmuştum. Okuduklarıma inanamayıp tekrar okumuştum. Zira kitapta geçen isimlerin bir kısmı ile samimi ve ailece de görüşüyorduk. Abi, baba diye hitap ettiğim insanlar vardı aralarında. Sebatay olduklarını Efendi romanından öğrendiğimde ne kadar aptal yerine konduğumu anladım. Onlardan birisi de silahlı bir saldırıda yaşamını kaybeden ünlü bir gazeteciydi. Ölümünden üç gün önce gazetesine gidip serzenişte bulunmuştum bu konuda. Her dilden, her dinden insana saygımız sonsuz, insan olmaları yeterli bizim için. Ancak dostun dosttan aile sırları dışında saklıyacağı bir şeyi olmamalı sanırım.

     

    İnsanlar, hep dara düştüklerinde, dibe vurduklarında, ölümün soğuk nefesini ensesinde hissettiklerinde daha bir sıkı sarılırlar,daha sık teleffuz ederler Allah’ın adını.Odamdaki televizyonu izlerken  yukarda yaşadığım şokun benzeri ikinci bir şok daha yaşadım İzmir’de. Televizyondaki canlı yayına bağlanan İslamcı yazarı iyi tanıyorum. Nasıl dibe vurduğunu, nasıl örtünüp din üzerinden nemalandığını iyi biliyorum. Eski dibe vurmuş gay, yeni hidayete ermiş taze hacı mankenimizi Şarköy’deki ailesini, manken olmadanki günlerden beri tanıyorum. Şarköy’deki pansiyonlarında yabancı konuklarımı ağırlamışlığım bile var. Onları televizyon ekranlarında izlerken nasıl bir şok geçirdiğimi sanırım tahmin edersiniz. Ama bilirsiniz sağlıkçılar sır saklarlar. Sizce vergi borçlarından dışarı çıkması yasak olan eski gay mankenin kurada nasıl çıktığına, hacca gidiş dönüş paralarının kimler tarafından karşılandığına dair bir fikriniz var mı? Vergi veya yüklü kredi kartı borcu olan sahte din tacirlerine duyurulur, sadece bir oy karşılığı devletin malı (halkın parası) deniz, yemeyen do…


    Biliyorum bazı dostlar kızacaklar bana, ne işin var Başbakanla, nohut, kömürle, Melih Gökçek’le, hidayete erenlerle diye ama; rahmetli İsmet Paşa’nın söylemiyle ‘’bir ülkede en az namussuzlar kadar namuslu insanlar da cesaretli olmak zorundadır.’’7 milyon kişinin açlık sınırında, 14 milyon insanın işsiz olduğu bir ülkede ortaçağ felsefesi ile, muhtaç hale getirdiğin halkı nohut, kömür dağıtarak, şehirlerde gıda bankaları kanalıyla oy aldıklarına yardım paketi dağıtarak bu halkı refaha kavuşturamazsınız. Devletin halktan aldığı gelirlerini yatırıma yöneltip insanlara ekmek kapısı açacağına, yandaşlarına ve çıkar çevrelerine dağıtmak kaçıncı yüzyılın mantığı anlamak mümkün değil. Ahlaki ve ekonomik yönden dibe vurmuş insanların din tacirlerinin elinde piyon olarak kullanılmaları da benim tahammül sınırlarımı aşıyor açıkçası.

     

    Bu ülkenin fakiri de, dibe vurmuş insanı da bizim insanımız elbette. Sosyal devlet olmanın sorumluluğu halkının geleceğini teminat altına almaktan geçer. Avrupa ülkelerinin de fakiri var. Bilmiyorsan işi, bak o ülkeler nasıl çözüm bulmuşlar bunlara öğren. Çözüm bulamayan yetkili hangi asil davranışı sergilemiş, gerekirse onu da öğren.

     

    Nereden nereye geldik dostlarım.


    Pazar günü hava alanından dönerken sayfamı güncellemek için güzel bir deneme yazmayı düşünüyordum. Ancak son günlerdeki güncel olaylar ve bir günlük çalışma günü öncelik sırasını güncel olaylara kaptırdı bu gün. Oysa arabesk bir deneme çok şık olurdu sanırım. Edebiyat başlığı altında roman, şiir, hikaye deyip sıralarken deneme yazılarını arabeskle özdeşleştiririm ben. O öznesi yazarca bilinen yüklemsiz devrik cümleler kınsız bir hançer gibi saplanır okuyanın yüreğine. Genelde sevdaya yazıldığı için hep acı, kan ve gözyaşı vardır deneme yazılarında. Arabesk de öyledir bir bakıma. Ben yaklaşık bir yılı aşkın bir süredir deneme yazıları yazmaya başladım ve denemelerimde kan ve gözyaşı yerine mutluluğun profilini çizmeye çalışıyorum genellikle.

     

    Mutlu bir deneme yazısında buluşmak umuduyla…





    Yorum ( 25 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 2/12/2008 - UNUTMA...................!



  • 19-11-08_1328


    Küresel krize endekslendi sanki mevsimler.Bir günü bir gününe uymuyor zamanların,gün dönümlerinde.Yediveren güllerinden son tomurcuğu kopardım dediğim günler sanırım ekim ortalarındaydı.Güneşin sıcaklığını hissettirdiği hazan bahçeleri yeniden baharlara büründü ve renk renk yediveren gülleri ilkbaharı anımsatırcasına yeniden açtılar,aralık ayında.İşte bu yüzden ben yediveren güllerini ve sardunyaları hep delice yaşanan sevdalara benzetirim. Çünkü onlar ne yaz ne kış dinlemezler ve her mevsim hevenk hevenk açıp sevdalı gönüllerin umutlarını tazelerler.

     

    Bu dirence ilk şahit olduğum zamanların hüzün vakitlerinde aşagıdaki dizeler dökülmüştü gönül kavsimden.


    SEN YOKMUSUN SEN VAR YA

     

    Bahar gelmiş gönlüme,kurutmadan çölleri

    Zamansızda açarmış,yediveren gülleri

    Sensiz karşı koyamam,önleyemem selleri

    Sende benim dermanım,neyleyim ki elleri.

     

    Geleceğim demiştin,işte gönlüm bahar ya

    Sen yokmusun bir tanem,sen yokmusun sen var ya.

     

    Gonca güllerden biri,değerse bir gün tene

    Pişman olursun sonra,yaşanmamış her güne

    Kır anlamsız tavrını,en azından bir dene

    Sevmeyen bu sevdalı,beklermiydi kaç sene.

     

    Geleceğim demiştin,işte gönlüm bahar ya

    Sen yokmusun bir tanem,sen yokmusun sen var ya.

     

    Bana veda etmeden,nasılda çekip gittin

    Yalan sevdalarda son,benim kalbimde tektin

    Özlemler içersinde,ne büyük acı çektin

    Girmeseydin gönlüme,madem ki gidecektin.

     

    Geleceğim demiştin,işte gönlüm bahar ya

    Sen yokmusun birtanem,sen yokmusun sen var ya.

     

    Baharlardan bir bahar,ansızın çıkıp gelsen

    Beni öyle sınırsız,deliler gibi sevsen

    Kor olmuş yüreğimi,gönül gözünle görsen

    Yarınlara bir umut,çöllere hayat versen.


    Geleceğim demiştin,işte gönlüm bahar ya

    Sen yokmusun bir tanem, sen yokmusun sen var ya.


    Bu akşam yağmur yağıyor İstanbul’a. Salkım söğütlerin yapraklarından süzülen yağmur damlaları binlerce ateş böceğine dönüşüyor çam ağaçlarında. Gül yaprakları arasında uyuduğu söylenen aşkın gözyaşları karışıyor, yağmur damlalarına. Ve dudaklarımdaki gelişi güzel mırıltılar kürdili hicazkar bir makama merhaba diyor ‘’Sen Yokmusun Sen Var Ya’’ şiirimin dizelerinde.

     

    Bu akşam yağmur yağıyor İstanbul’a. Kaybolmuş zamanların ötesinde geziniyor yüreğim. Hüzün vakitlerinin tan alacalarına süren doyumsuz zamanları sarıyor yokluğunu. Özlemlerin dayanılmaz çığlıkları yankılanıyor, beton duvarlardan üstüme. Gecenin karanlık dehlizlerinde kayboluyorum. Ve suskunluğa bürünüyor evren,derin bir kış uykusuna dalıyor sevdalar.

     

    Küresel ısınma,küresel kriz derken sevdaların da krize girebileceğini hiç düşünmemiştim.

     

    İşte ‘’google’ dan bir araştırma;

    Avrupalı’lara ve Türklere sormuşlar,

          Bu küresel krizi nasıl yenebiliriz?

       Avrupalı’lar – sevgi ve aşkla,

      Türkler- para ile diye cevaplamışlar

     

    UNUTMA…………………..!

     

    Sevdalar paraya tahvil edilemeyen nosyonlarla beslenir…

     

     

    19-11-08_1333
    Yorum ( 22 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 24/11/2008 - ÖĞRETMENLER GÜNÜ



  •    harf inkilabı



                                                                      başöğretmenimiz derste


    İthal ve İmal Düşünceler

    Sen yarınlarımızın umudu, geleceğimizin güvencesi, sen çağdaşlığa giden yolun ışığı,sen ümmeti millete yönelten en büyük unsur, sen her zaman iğneyle kuyu kazar gibi yarınları yaratan şafağın dostu,sen aydınlık bir geleceğe ulaşmak için yaşamı hep gün ışığı sütüyle emziren anaç yürek, sen gül bahçelerini göz nuruyla sulayan ışıltılı bilinç!... Pembe umutlarla yüklü gencecik yüreğin,ak köpüklü mavi sulardan yeşil ağaçlı doruklara rüzgar gibi essin. Irmaklar gibi aksın. Yüreklerde emek ve halk sevgisi filizlendiren,özlemi umuda sabırla eken, onurun türküsünü dirençle ezgileyen, acılara ve hüzünlere meydan okuyan bilinçli bir sessin sen öğretmenim!... Sen ateşi yüreğinde taşıyanların türküsüsün... Sen mum gibi eriyen, sönen değil, orman yangınları gibi yana parlaya dönen, çıngılarını karanlığın kalbine batıran bir destansın öğretmenim!... Sen tohumdan buğday yeşerten, kıvılcımdan güneş yaratan, yaşama insanlık aşılayan öğretmenim!... Yaz yağmuruyla toprakta tüten buğusun sen. Halkın kanayan yarasına sokulmuş karanfil, acının kimliğini çıkaran, dörtnala geçen yaralı bir ömrün öncü süvarisi, içinden gökkuşağı geçen çoban yıldızısın sen öğretmenim!... Karıncalara merhaba demek dışında hiç eğilmeden, onurlu ve başı dik bir öğretmen olarak yaşa hep. Başöğretmen'inin yolundaki çağdaşlığa yürüyüşün kolay gelsin.

     

    GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN ÖĞRETMENİM...

     



    Yorum ( 14 ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    hayat ilmik ilmik bir oyadır örebilene poyraz bir meltemdir önünde durabilene

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • RSS
    Get this widget | Track details | eSnips Social DNA

    Kategoriler

    Arkadaşlarım

  • Kâmuran Esen
  • koyukahve
  • jadore
  • mehmet toprak
  • beyazgelinciik
  • Dilek Dönmez
  • uzakdost
  • ilknur gürsoy
  • fatihinsatirlari
  • anemonist
  • busecegunler
  • fuldaa
  • ecinindunyasi
  • feminist1725
  • meleksoylu
  • umutkuslari
  • bendesaklisin
  • muziklerinefendisi
  • fusunkar
  • kumtanesi2008
  • hamiyetakan
  • ecininyenidunyasi
  • karya35
  • birzamanlareylul
  • karbeyaz34
  • dusuncedenizi1
  • Sayfa: 1 - Toplam: 3
    | Sonraki Sayfa

    Get your own Chat Box! Go Large!

    Z - GÜZEL GÜNLER GÖRECEÐ